Baro Başkanı Av. Can Tekin Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan yargı reformu paketini değerlendirdi. Av. Can Tekin yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere değindi:
Kamuoyunda yargı reformu beklentisi oluşmuştur. Paket ;oluşan yüksek beklentileri karşılamaktan uzaktır, "Reform" olarak adlandırılması mümkün degildir ,bazı yargılamalardan vazgeçilerek yargıda biriken dava dosyalarının eritilmesi amaçlanmıştır. Hukuk çevrelerinin beklentisi olan uzun tutuklama sürelerinin kısaltılması, TMK daki hukuka aykırı düzenlemeler ile düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanması konusunda arzulanan çözümler pakette yoktur.
Yargı paketi incelendiğinde, yargıyı hızlandıralım diye yola çıkılmış fakat olası ekonomik sosyal ve ticari sonuçları düşünülmemiştir , Adalet Bakanlığındaki yargıçların ve kolluğun gözüyle yasa tasarısı hazırlanması buna yol açmıştır .
Karşılıksız çek keşide edenlere yönelik hapis cezasının kaldırılması yargıdaki iki milyon dosyayı işlemden kaldırmakla yargının yükünü epey hafifletecek gibi görünüyor. Ancak karşılıksız çek keşide etmenin cezalandırılmasından vazgeçilirken uygulamada bir dolandırma aracı haline gelen çek kullanım biçiminin engellenerek alacaklıların korunmasını sağlayacak düzenlemelerin eş zamanlı olarak yapılmamış olmasının kötü niyete prim vermek gibi sonuçlar doğuracağı dikkate alınmamıştır. Borçlu korunmuş alacaklı mağdur edilmiştir.
Türkiye her şeyin kayıt altında olduğu bir AB ülkesi değildir. Kötü niyetli borçlular rahatlıkla varlıklarını gizleyebilmekte alacaklıdan malını kaçırabilmektedirler.
Çekle alışveriş ve bunların tahsil yolu konusunda bugüne kadar piyasalara yerleşmiş belli bir güven vardır. Adalet Bakanlığının açıklamış olduğu yargı paketindeki bazı düzenlemelerle bizce ekonomide güven bunalımı ve krizin kapısı aralanacaktır. Üretici, esnaf gibi ticari aktörler, vadeli alışveriş imkânı sunan çek ve senedin işlem güvenliği kalmadığından peşin satışa geçmeye çabalayacaktır. Bu durum en çok dürüst iyi niyetli küçük esnafın mal alamaması sonucunu doğuracağından iflas etmeleri anlamına gelecektir. İşlem güvenliği kalmadığından esnaf çiftçiye hasat zamanı ödenmek üzere çek karşılığı gübre, tohumluk veya ilaç vermeyecek bu ise çiftçiyi zor durumda bırakacaktır. Asgari ücretliler ,emekliler ,memurlar borçlanmada sıkıntı yaşayacaklardır.
Mademki çek için ceza yaptırımı kaldırılmaktadır, o halde bankaların karşılıksız çıkan çeklerde sorumlu oldukları oran yükseltilmelidir. Ancak piyasaya tamamen hakim ve oldukça güçlü bir lobiye sahip olan Bankacılık sektörü bu bakımdan korunmuş ,bu yönde bir düzenleme yapılamamıştır.
Paketle devletin malvarlığına yönelik işlenen suçlarda cezalar artırılırken, özellikle petrol ve doğalgaz gibi iletim hatlarına yönelik hırsızlık ve eylemlerde daha ağır cezalar getirilirken vatandaşların borçlulardan alacaklarını tahsil etmeye yarayacak cezai yaptırımların ortadan kaldırılması ise çelişkili bir durum yaratmıştır.
Paketle borçlu korunurken alacaklı açıkça mağdur edilmektedir. Asgari ücret tutarı olan 886.5 liranın altındaki alacaklarda doğrudan icra takibine başlanmayacak, önce borçluya davet yazısı gönderilecektir. Bu ise alacaklıya fazladan tebligat masrafları ve zaman harcayarak uğraşmak zorunda bırakmak demektir. Çekte ceza kaldırılınca, ev hacizleri kalkınca yargıda iş yükü azalacak gibi görünse de aslında çek senet mafyasının ve tefecilerin önünün açılması da söz konusu. Hal böyle olunca bu defa savcılıklara çekle dolandırıcılıktan suç duyurusu ve organize suçlar olarak geri dönecektir ki azalmanın olmayacağını, tedbirler alınmadan ticari hayatın ekonomik dinamikleriyle oynanmasının ağır sonuçlarını somut olarak bize gösterecektir.
İcra dairelerinde her türlü nakdi tahsilât banka aracılığıyla yapılacak. Bu kapsamda vekâlet ücretinin 1136 sayılı Avukatlık yasasındaki karinenin aksine bir durum yoksa vekile ait olduğu gözetilmeden bankada alacaklı hesabına yatırılması da yasaya aykırıdır. Ayrıca bu durumda vekil ile asil arasında savunma mesleğini yıpratacak ihtilaflar meydana gelecektir.
Tutuklama süreleriyle ilgili ve tutuklama kararlarına ilişkin çalışmalar yeterli değildir. Uzun tutukluluk süreleri hakkında herhangi bir değişiklik yapılmazken, tutuklamanın gerekçelerinin belirtilmesinin istenilmesi konuya çözüm getirecek bir yenilik değildir. Mevcut yasada da zaten tutuklama halinde gerekçe zorunlu iken hâkimler tarafından buna uyulmamaktadır. Sorun yasal değil zihniyet sorunudur.
Bazı suçlarda suçu görmezden gelerek ,bazılarında daha ağır ceza vererek suçu önleme çabasının sonuç vermeyeceğini, bu bakımdan yeni suçların tanımlanması, cezaların artırılması düşündürücüdür.
Basın davalarında erteleme, hafif suçlarda tutuklama yerine adli kontrolün uygulanması gibi değişiklikler olumlu gelişmelerdir. Suç işlemiş kişilerin çalışma koşullarını ömür boyu zorlaştıran onları toplum dışına iten dolayıyla tekrar suç işlemelerine neden olan adli sicil kayıtlarının belli bir süre sonunda silinmesi yönündeki çalışma olumludur. Diğer taraftan idarenin görev alanına giren konuları yargıdan alıp zaten asli görevleri arasında olan idari makamlara vermek yargının yükünün hafifletilmesi kapsamında olumlu bir gelişmedir.
Yapılması düşünülen düzenlemeyle küçük yaşta zorla evlendirilip, cinsel yönden istismar edilen şiddet gören doğum için hastaneye giden çocuklar veya şiddet gören kadınlar hastaneye başvurduklarında; doktorların bu suçları adli makamlara bildirmemeleri durumunda verilen hapis cezası ortadan kalkıyor. Bu düzenlemeyle suçu bildirme zorunluluğu kalktığından çocuklar ve suç mağduru kadınlar daha da korumasız kalacaktır. Bu durum çocuk istismarı ve kadına yönelik şiddetle mücadelede bir geri adımdır.
Adaletin hızlandırılması çabasının anlamlı olabilmesi için kalıcı çözümlere ihtiyaç vardır. Bunun yolu bireylerin bütün hak ve özgürlüklerinin yargılama konusu yapılmaksızın verilmesinden hukuk devleti olmaktan geçer. Eskiyi eleştirerek reform yapıyormuş gibi yapıp , mevcut yapının muhafaza edilmesi yanlıştır.
Bu bakımdan da yukarıda tekrar ettiğimiz sözü tekrar ediyoruz Sorun yasa değil, sorun zihniyet sorunudur.
Erzincan Barosu Başkanı
Av Can TEKİN



























