|
Murat Akdemir’le Haftanın Röportajı
Sekman Anayasalar iktidar
partisinin, üyelerinin ve destekçilerinin siyasal tercihleri
olmamalıdır dedi…
Erzincan Barosu Başkanı Hamit
Sekman gazetemiz yazarlarından Murat Akdemir’le yaptığı röportajda
anayasalar iktidar partisinin, üyelerinin ve destekçilerinin siyasal
tercihleri olmamalıdır diyerek yeni anayasanın iktidar partisi
tarafından değilde,en azından TBMM'de temsil edilen tüm siyasi
partilerin görevlendirilecekleri üyelerden oluşan bir kurul
tarafından hazırlanması gerektiğini belirtti. Son günlerin en önemli
konusu olan sivil anayasaya bir hukukçunun Erzincan Barosu Başkanı
Av Hamit Sekman’ın tespitlerinin ve önerilerinin yer aldığı bu
röportajı yarın ki gazetemizde bulabilirsiniz.
Baro Başkanımız
Av. Hamit SEKMAN'ın yerel bir gazeteye verdiği çok önemli
açıklamalar.
Sivil anayasanın hazırlandığı bu
günlerde iktidarı muhalefeti, sivil toplum örgütü, olmak üzere tüm
devlet organlarında hummalı bir çalışma var. Yıllardır askeri
anayasadan şikayetçi olan kesimler, yeni anayasanın da AKP’nin
anayasası olacağını belirterek iktidar partisine “neden böylesine
önemli bir konuda uzlaşma aranmıyor” diye sitem ediyorlar.iktidar
kanadı ise sessiz ve soğukkanlı. Nisan ayından itibaren olağanüstü
gelişmelerin yaşandığı Türkiye bu krizi nasıl atlatacak ?
Hukukçuların yeni anayasadan
beklentileri neler ? Anayasa hazırlanırken yaşanan krizi, onlar
nasıl değerlendiriyor ? diyerek Erzincan Barosu başkanı Hamit
Sekman’ın kapısını çaldık.
Son derece önemli açıklamaların ve
de tespitlerin bulunduğu bu önemli röportajı okumanızı tavsiye edip
sayın Sekman’a değerli görüşlerini bizlerle paylaştığı için teşekkür
ediyorum.
“Anayasa bir ülkede uygulanan
rejimin tarifidir” bu tanımı biraz daha açarsak siz nasıl bir
tanımlama yaparsınız.
Anayasa, özü ve işlevi itibariyle
hukuki olmaktan daha çok siyasi alana ilişkin bir üst norm olup, bir
yönüyle devlet örgütlenmesinin dayandığı temel ilkeleri gösterir.
Anayasalar yapılırken hangi esaslar
göz önünde bulundurulur
Bir devletin veya bir toplumun ya
da bir kuruluşun kendini kurma biçimine temel teşkil eden gerçeklik
vizyonunu oluşturan değerlerin, ilkelerin, algıların, düşüncelerin
toplamı olan paradigma her ne ise, o devletin anayasasının da o
paradigma üzerine inşa edilmesi gerekir.
Anayasalar ait oldukları devletin
kuruluş ilkesini ve felsefesini kendi içinde taşırlar. Bunun
anayasa hukuku ve anayasacılık ilkesiyle çatışan bir yönü var mıdır
sizce.
Dünyanın yazılı ilk anayasaları
olan Virginia, Maryland, Pennsylvania Anayasaları ile onları izleyen
Amerikan Anayasası dahil olmak üzere, hemen hemen tüm anayasalar,
ait oldukları devletin kuruluş ilkesini ve felsefesini kendi içinde
taşırlar. O nedenle, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna temel
oluşturan ilkelerin ve felsefenin, siyasi tercih ve referansların -
ki bunların içinde hiçbir ideolojik yönü olmayan, kendisine aklın ve
bilimin üstünlüğü ile çağdaşlaşmayı hedef olarak alan Atatürk İlke
ve Devrimleri de vardır - anayasada yer almasının, anayasa hukuku ve
anayasacılık ilkesi ile çatışan bir yönü yoktur.
Anayasalarda ideolojilere yer
verilebilir mi ?
Toplumu anayasa ile dönüştürme
anlayışının ve yine anayasa yapmayı toplum mühendisliğinin aracı
olarak gören yaklaşımın ürünü olan ideolojik anayasa yapma anlayışı,
anayasacılığın özüne ve felsefesine aykırıdır. Demokrasilerde hiç
kimse hakikat tekeline sahip olmadığı gibi, herkesin kabul etmek
zorunda olduğu bir ideoloji de yoktur. Dolayısıyla demokratik
toplumlarda, çoğu ayrı ayrı siyasi görüşlere sahip olan yurttaşların
tamamı için tek bir ideoloji üzerine kurulu bir anayasa olamaz.
Anayasa, tüm yurttaşlar için ortak bir siyasi ve hukuki mutabakat
metni olmakla, siyasal/ideolojik yönden nötr olmak zorundadır.
Anayasa bütün toplumu kucaklamalı
ve katılımcılık için gerekli zemini hazırlamalı.Sizce 1982
anayasasında bu önceliklere dikkat edilmişimiydi ?
Günümüzün liberal/anayasal
demokrasi anlayışının önemli özelliklerinden birisi katılımcılıktır.
Katılımcılık, isteyenin istediği siyasi partiye üye olmasından,
seçmenlerin çoğunluğunun seçime katılmasından, oy kullanmasından,
Meclis'te temsil edilmesinden ibaret değildir. Aksine katılımcılık,
sivil toplum kuruluşlarının/hükümet dışı kuruluşların, meslek
kuruluşlarının, toplumun örgütlü diğer kesimlerinin kendilerini
ilgilendiren, üzerinde uzmanlıkları, deneyimleri ve söyleyecek
sözleri olan konularla ilgili yasaların hazırlanmasına eylemli ve
etkili biçimde katılmaları demektir. Ne var ki 1982 Anayasası, tam
da bunun aksi olan, sivil toplum kuruluşlarını dışlayan ve hatta yok
sayan, siyaset yapmayı sadece siyasi partiler ile bunların üyesi
bulunan kişiler için hak gören bir anlayış üzerine kuruludur. 1982
Anayasası'na egemen olan bu sınırlı katılımcılık anlayışı dernek,
vakıf, üniversite, meslek örgütü, sendika gibi sivil toplum
kuruluşlarını siyasal alanın dışına itmiştir. Bu durum, siyasete en
büyük oranda katılımı öngören günümüzün katılımcı demokrasi
anlayışının gelişmesini ve kurumsallaşmasını engellemiştir.
Sorun sivil toplum
kuruluşlarının anayasadaki tanımından ve müsaade edilen yapılanma
şekillerinden mi kaynaklanıyor ?
Günümüz anayasalarının
incelenmesinden anlaşılacağı üzere, başta barolar olmak üzere sivil
topluma ait diğer kuruluşlar olan meslek odaları, anayasada
düzenlenen veya düzenlenmesi gereken kuruluşlar değildirler. Hal
böyle iken, barolar ve diğer meslek kuruluşları, 1982 Anayasası'nın
135.maddesinde Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları' başlığı
altında yarı resmi kuruluşlar olarak düzenlenmek suretiyle devlete
eklemlenmiştir. Bu düzenlemeyi demokratik bulmak, sivil toplum
anlayışıyla, anayasacılığın amacı ve işleviyle bağdaştırmak mümkün
değildir.
Peki batıda nasıl bir sistem
uygulanıyor ?
Batıda yüzyıllar süren mücadeleler
sonunda, devletin/kamu otoritesinin karşısında sivil toplum gelişmiş
ve güçlenmiştir. Sivil toplum, devletten/kamu otoritesinden bağımsız
bir toplumsal alanın varlığı üzerine kurulu olan ve yine
devletten/kamu otoritesinden ayrı, özerk ve gönüllü kuruluşlara ait
bulunan özel alandır.
Ülkemizde askeri müdahalelerin
ardından yeni anayasalar hazırlanmıştır, özellikle 12 Mart ve 12
Eylül ihtilallerinin ve sonralarında hazırlanan anayasaların
toplumun yapısını önemli ölçüde değiştirdiği söylenir. Bu konuda
siz neler söyleyeceksiniz ?
12 Mart ve özellikle 12 Eylül
askeri müdahaleleri, Türkiye toplumunun yapısını önemli ölçüde
değiştiren siyasal ve ekonomik programların uygulanmasına olanak
verdi. Uygulanan bu programlara bağlı olarak Türkiye'de, Batı'da
burjuvazinin öncülüğünde gerçekleşen ekonomik dönüşümler sağlandı.
Bu bağlamda ve bu süreçle birlikte, ülke ekonomisinin uluslararası
piyasaya uyum sağlamasının yolu açıldı, piyasa güçlendi, ekonomi
rekabete açık ve hazır hale geldi. Ne var ki, bu değişim ve
kalkınmışlık, yeni sorunları da beraberinde getirdi. Batı'da olduğu
kadar güçlü ve geniş bir orta sınıfa dayalı çoğulcu bir altyapı daha
henüz Türkiye'de çetin bir sivil toplum yaratmış olmamakla birlikte,
var olan sivil toplum dahi, özellikle rahmetli Özal döneminin
yarattığı liberalleşme ile birlikte, resmi ideolojiye ve devlet
yönetimine egemen olan seçkinci anlayışa açıkça muhalefet yapmaya
başladı.
Özal’lı Anap ve Erdoğan’lı AKP’nin
tek başına iktidar olmasını sağlayan kesimden bahsediyoruz galiba.
Evet halktan da destek gördü bu
muhalif tavır, 03 Kasım 2002 seçimlerinde Adalet ve Kalkınma
Partisi'ni tek başına iktidara taşıdı, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde
ise tavan yaptı. Onun için Cumhuriyet mitingleri, Genel Kurmay
Başkanlığı'nın 27 Nisan 2007 tarihli bildirisi, Anayasa
Mahkemesi'nin 367 ile ilgili kararı sonrasında gerçekleşen 22 Temmuz
2007 tarihli seçim sonuçlarını bu çerçevede değerlendirmek ve iyi
okumak gerekir.
Siyasete yapılan müdahaleler
hep ters tepiyor bu ülkede, bunun son örneğini 22 Temmuzda gördük,
sizce AKP’yi iktidara taşıdığı iddia edilen ve AKP’li seçmenleri
tetikleyen kesimlerin ve kurumların AKP’nin yeni hazırlanan
anayasada tek başına söz sahibi olmasına, böylelikle demokrasinin
ülkemizdeki seyrinde olumsuz etkileri olduğu söylenebilir mi ?
Siyasete dışarıdan yapılan müdahaleleri nasıl değerlendiriyorsunuz
?
Sağlam bir demokrasi yaratabilmek
için artık daha fazla denetim altında tutulması ve yukarıdan aşağıya
yönetilmesi olanaklı olmayan güçlerin serbest bırakılmaları, her
defasında geri tepen muhtıra, darbe, andıç, vb. gibi yollarla
topluma ve siyasete yönelik cerrahi müdahalelerden kaçınılması,
siyasetin kendi yasal ve meşru sınırları içinde yapılmasına,
yaşanması gereken şeylerin yaşanarak aşılmasına olanak verilmesi ve
bütün bu nedenlerle yeni yapılan anayasanın demokrat ve özgürlükçü
bir ruha sahip olması gerekir. Demokrasinin gelişmesi ile anayasa
düşüncesinin içselleştirilmesinin önündeki en büyük engellerden
birisi olan iktidarı paylaşmama anlayışı, 1982 Anayasası'nın ruhuna
egemen olan anlayıştır. Osmanlı'da olduğu gibi, dün ve bugün devlet
örgütlenmesi içinde en etkili güç olan asker ve sivil bürokratlar,
kendilerini halkın terbiye edicisi olarak, demokrasiyi ise kendi
denetimlerinde ve kendilerinin biçimlendirecekleri bir rejim olarak
görmektedirler. Nitekim 1982 Anayasası'nı yapanlar, kendilerini
toplumun yola getiricisi olarak gördükleri ve vasilik kompleksi'
içinde oldukları için, yaptıkları anayasaya bu ruhu yerleştirmişler,
bu amaçla kamusal yetkilerin büyük bir kısmını yürütme erkinde ve
özellikle Cumhurbaşkanı'nda toplamışlardır.
Şimdide son günlerin gündemini
oluşturan sivil anayasa tartışmalarına gelelim mi ? 22 Temmuz
seçimini hazırlayan etkenler, seçim sonuçları seçimlerin hemen
ardından yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi ve şimdide sivil anayasa
tartışmaları.1982 anayasası büyük bir halk çoğunluğu tarafından
desteklenmesine rağmen hep eleştirildi, sürekli eksik bulundu
Türkiye 25 yıl bu anayasayla yönetildi, ve sıra askeri müdahalenin
ardından askerler tarafından hazırlanan bu anayasayı değiştirmeye
geldi.Bir hukukçu olarak sizin yeni anayasadan beklentileriniz
neler, nasıl bir anayasa olmalı sivil anayasamız ?
Yeni anayasanın, her şeyden önce
anayasacılığın ruhuna ve amacına uygun, anayasacılık diliyle
"güvence anayasası" veya normatif anayasa olması gerekir . Yeni
anayasanın dilinin açık, anlaşılır, teknik deyimlerden olabildiğince
arınmış, sadece anayasa uzmanları ve yüksek mahkeme yargıçları
tarafından değil, sıradan vatandaşlarca da okunup anlaşılabilir
içerikte ve yalınlıkta olması, gereksinin duyulduğunda anayasal
sistem içinde değiştirilmesine izin vermeyecek derecede katı
olmaması gerekir. Yeni anayasanın, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu
değerleri olan ve biri birinden soyutlanması mümkün olmayan, aksine
bir bütün oluşturan tekil, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti
ilkelerini benimseyen; insan haklarını korumayı temel hedef olarak
gören ve bunu güvence altına alan; hakları kısıtlayan,
kullanılmasını engelleyen değil, hakları çoğaltan ve kullanılmasının
önündeki engelleri kaldıran; birey için en ağır ceza olan ve hiçbir
gücün haddi de olmayan yurttaşlıktan çıkarmayı yasaklayan; demokrasi
ve hukuk devleti konularında evrensel standartları yakalayan bir
anayasa olması gerekir. Yine anayasalar, siyasi kültürle uyumlu
oldukları, onun tarafından desteklenip benimsendikleri,
yöneticilerden saygı gördükleri, sivil toplum kuruluşları başta
olmak üzere baskı gruplarının çıkarları ve savundukları değerlerle
uyuştukları ve siyasi koşullardaki değişikliklere uyarlanabilir
esneklikte oldukları takdirde iş yapabilen siyasi ve hukuki
metinlerdir. Yeni anayasanın, bu niteliklere ve özelliklere sahip
bir anayasa olması gerekir.
Yargı organı için beklentiler
nasıl ?
Yargılama faaliyetinde sav,
savunma ve yargı bir bütündür. Her biri kurucu ve vazgeçilmez olan
bu unsurlardan herhangi birisinin eksikliği, yargılama faaliyetini,
yargılama faaliyeti olmaktan çıkarır. Dünyanın demokratik her
ülkesinde kabul gören ve genel evrensel bir kural olan bu ilke göz
önüne alınarak, savunma kurumuna yeni anayasanın yargı ile ilgili
bölümünde yer verilmesi gerekir.
Yeni anayasayla birlikte laikliğin
yıpratıldığı,ve içinin boşaltıldığı iddiaları da gündemde ki yerini
aldı. Siz laiklikle ilgili yapılan tartışmaları ve anayasadaki
laiklik ile ilgili neler söyleyeceksiniz
Demokrasi, hukuk devleti, gerek
sivil, gerekse bireysel hak ve özgürlükler ile bunların omurgasını
oluşturan laiklik, Cumhuriyetimizin üzerinde yükseldiği en temel
ilkelerden birisidir. Laik değerler, sadece düzene, rejime ve
sisteme ilişkin alanda biçimsel demokrasinin işlemesi ve hukukun
şeklen var olması ile sınırlı olmayıp, toplumsal yaşamı bir arada
tutan, toplumun demokrasi, hukuk ve özgürlükler temelinde bir arada
ve barış içinde yaşaması ile varlığını sürdürmesini sağlayan en
temel ilkedir. Laiklik din olmadığı gibi, dini de yok saymaz. Din ve
inanç konusunda özgür tercih olan laiklik, devletin; her türlü
inanca ve hatta inanmayanlara karşı aynı mesafede durmasını,
toplumsal yaşamın değişebilir özellikli siyaset, eğitim, kültür,
aile, ekonomi, hukuk, görgü kuralları, kıyafet vb. gibi yönlerinin
değişmez nitelikteki din kurallarından ayrılarak, yaşanan zamana,
yaşamın ve toplumun değişen koşullarına, somut gerçeklerine ve
gereksinmelerine uygun biçimde belirlenmesini öngörür.
Yeni anayasanın cumhurbaşkanının
yetkilerini kısıtlayacağı söyleniyor. Bu yönde değişikliklerin
yapılması faydalı olur mu ?
Yeni anayasanın, 1961 Anayasası'nda
olduğu gibi Cumhurbaşkanlığı makamını parlamenter demokrasinin
ruhuna uygun yetkilerle donatan, devletin/cumhurun/halkın başı olan
Cumhurbaşkanını temsili bir konuma yerleştiren, Cumhurbaşkanına
rektör atama yetkisi ve özellikle yargı ile ilgili konularda
tasarrufta bulun Yeni anayasanın, devlet iktidarının ve bu iktidarın
kullanımının sınırlanmasına hizmet eden hukuk devleti ilkesine uygun
olarak, hak arama yollarını daraltan değil, genişleten bir anayasa
olması, bunun için de başta Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu ile
Yüksek Askeri Şura kararları olmak üzere, idarenin tüm işlemlerine
karşı yargı yolunu açan bir anayasa olması gerekir. Bugün ülkemizde
bu tiradın muhatabı, ne yazık ki yargıçlarımızdır. Oysa ki, 1982
Anayasası'nın 10. maddesi hükmü gereğince, devlet de dahil olmak
üzere yasa önünde her kişi ve kuruluş eşittir.
Devletçi bir anaysa olan 1982
anayasasında yargıçların devlet, birey arasındaki dengeyi
sağlayamadıkları ve bireyin devlet karşısında mağdur duruma düştüğü
dile getirilirdi, yargıyla ilgili yapılacak düzenlemelerde öncelikle
hangi sorunlar çözülmeli.
Yürürlükteki Anayasanın
138/1.maddesi hükmü gereğince yargıçlar bağımsızdırlar ve
hükümlerini Anayasaya, yasaya ve hukuka uygun olarak vicdani
kanaatlerine göre verirler. Hal böyle iken, gerek yasal
düzenlemelerde, gerekse yargılama faaliyetinde devlet, vatandaşa
oranla daha bir eşittir. Bağımsız olması gereken yargı ise,
devletten bağımsız değildir. Bu bağlamda, gerek yetişme,
yetiştirilme ve buna bağlı olarak biçimlenen zihniyet ve kültür
olarak, gerekse başta 1982 Anayasası olmak üzere, diğer yasalardaki
düzenlemeler nedeniyle bir kısım yargıçlar, kendilerini devletin
vasisi olarak görmekte, başlı başına bir amaç olarak yücelttikleri
devletin çıkarlarını, devlete oranla güçsüz olan ve o nedenle
korunmaya ? eğer mutlaka korunması gerekiyor ise - devletten daha
fazla gereksinim duyan bireyin çıkarlarından üstün tutmakta, daha da
kötüsü devletin bekasını ve güvenliğini korumaya kendilerini memur
saymakta, bu amaçla resmi ideolojiye uyumlu bir tutum sergilemekte,
fonksiyon icra etmekte, bu anlayış içerisinde verilen kararların
adil bir karar söylenebilir mi? O nedenle, yeni anayasada yargının
tarafsızlığını ve bağımsızlığını tam anlamıyla tesis edebilmek için,
yargının öncelikle devletten bağımsız kılınması, hem anayasada ve
hem de diğer yasalarda bununla ilgili gerekli düzenlemelerin
yapılması, yargıç kültürünü bu yönde biçimlendiren eğitimin ise,
herhalde yeniden gözden geçirilmesi ve değiştirilmesi gerekir Yargıç
ve savcıların denetlenmesine ilişkin olarak 1982 Anayasasının
144.maddesinde yer alan düzenlemeye yeni anayasada yer verilmemesi,
bu bağlamda yargıçların ve savcıların denetlenmesinin Adalet
Bakanlığı'nın elinden alınarak doğrudan Yüksek Hakimler ve Savcılar
Kurulu'na verilmesi gerekir. Yine 1982 Anayasasının 140/6.maddesinde
yer alan yargıç ve savcıların idari bakımdan Adalet Bakanlığı'na
bağlı olmasına ilişkin düzenlemeye yeni anayasada yer verilmemesi,
bunun yerine yargıç ve savcıların idari yönden de Yüksek Hakimler ve
Savcılar Kurulu'na bağlanması gerekir. Bir diğer husus, yargı
sistemimizde mevcut olan adli, idari, askeri, anayasa yargısı
biçimindeki çoklu yapılanmadan vazgeçilmesi ve yeni anayasada
yargının tek bir yargı olarak yapılandırılması gerekilmektedir..
YÖK’ün kaldırılması da var
gündemde. Sizce YÖK kaldırılmalı mı ?
YÖK’ün kaldırılmasına
karşıyım. Üniversiteler özerk bir yapıya kavuşturulmalı, YÖK’de
koordinasyonu sağlayan bir kurum olarak faaliyetine devam etmeli.Merkeziyetçi,
hiyerarşik ve baskıcı 12 Eylül anlayışına ve ruhuna uygun olarak
oluşturulan ve 24 yıllık uygulama süreci içinde görevini büyük
ölçüde bu anlayışa ve ruha uygun biçimde yerine getiren Yüksek
Öğretim Kurumu'nun, yeni yapılacak anayasada, yüksek öğretimle
ilgili olarak sadece standart koyan, koyduğu standartları izleyen ve
yüksek öğretim kurumlarının uygulamaları arasında birlik ve eşgüdüm
sağlayan bir yapıya dönüştürülmesi ve böylece üniversite ve yüksek
okulların idari, mali ve bilimsel yönden özerk olmaları
sağlanmalıdır.
Yeni anayasada ekonomik
yapılanmayla ilgili nelere dikkat edilmeli ?
1982 Anayasası'nın kabul edildiği
tarihten bugüne 25 yıl geride kaldı. Bu süreç içinde sosyal,
siyasal, hukuksal bağlamda olduğu gibi, ekonomik yönden de hem
Türkiye'de ve hem de dünyada pek çok değişti. Ekonomi konusunda
Türkiye'de oluşan en belli başlı değişiklik, devletin ekonomi
alanından belli ölçülerde çekilmesi ile bu alanın özel sektör
tarafından doldurulması, Türk ekonomisinin devlet ve kamu merkezli
olmaktan kısmen de olsa çıkarak piyasa ekonomisine dönüşmesi oldu.
Bu durumda, 1982 Anayasası'nın mali ve ekonomik hükümlerinin
yenilenmesi, bu bağlamda 1982 Anayasası'nın devleti ve kamu kesimini
temel alan, Devlet Planlama Teşkilatını ekonominin merkezine koyan
yapısının yeni anayasada değiştirilerek, mali ve ekonomik hükümlerin
piyasa ekonomisinin işleyişine ve gereklerine uygun hale getirilmesi
gerekir.
Yeni anayasanın AKP’nin oluşturduğu
bir komisyon tarafından hazırlanıyor olması büyük tepki çekiyor. 22
Temmuz seçimlerimin galibi AKP’nin anayasa hazırlanırken böyle bir
tutum sergiliyor olmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Anayasalar iktidar partisinin,
üyelerinin ve destekçilerinin siyasal tercihleri olmamakla, aksine
ulusal mutabakat metinleri olmakla, iktidar konumundaki "politika
kararlaştırıcılar"ın bu hususu dikkate almaları, bu bağlamda
yapılması amaçlanan yeni anayasanın iktidar partisi tarafından
değilde,en azından TBMM'de temsil edilen tüm siyasi partilerin
görevlendirilecekleri üyelerden oluşan bir kurul tarafından
hazırlanması, hazırlanma sürecinin topluma açık olması, şekillenecek
taslak üzerinde hem eleştiri ve tartışma yapılmasına olanak
verilmesi ve hem de yapılacak eleştirilerin kurucu irade tarafından
göz önüne alınması gerekir.Bu anlamda yeni anayasanın mecliste
çoğunlu bulunduğu gerekçesiyle iktidar partisinin tekelinde veya
diğer yasalar gibi çıkarılması düşüncesi son derece yanlıştır ve
ciddi sıkıntıların başlanmasına sebep olunabilir.Anayasa toplumsal
uzlaşmanın bir sonucu olarak oluşturulmalı ve toplumun tüm
kesimlerinde konuların tartışılması gerekir.Aksi bir düşüncenin 1982
anayasasından farklı bir sonuç çıkmayacağı yani o dönemde de o günkü
yönetenlerin tasarrufu sonucu oluşturulmuş ,şimdi de iktidar
partisinin etkisi ile oluşturulan bir anayasanın aynı tezahürle
karşılaşmayacağından kim bahsedebilir.Bu sebeple yeni anayasa
taslağının 1982 anayasasının değiştirilemeyecek hükümleri hariç tüm
hususların tartışmaya açılması en doğrusudur.Anayasalar kısa zaman
ve süreç için yapılmayan aksine toplumun tüm kesimlerini koruyan
kollayan ve hitap eden ve aynı zamanda da çok uzun süreç içerisinde
değişmeyecek temel kuralladır.Bu nedenle diğer yasalara nazaran
oluşturulması ve değiştirilmesi çok farklı esaslara ve ağır
koşullara bağlanmıştır.Olmazsa veya tepki gelirse değişiriz mantığı
anayasalar için söz konusu olamaz ciddi anlamda sıkıntıların
doğmasına yol açar.
Yeni Anayasada en çok
tartışılan değişiklik türban olacağa benziyor. Kamusal alanda
türbanın serbest bırakılacak olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz.
Kamu hizmeti verenle alanları
karıştırmamak lazım bence kamu hizmetini veren açısından türban
tartışma konusu bile olamaz. Kamu hizmetinden yararlananlar
arasıdan yer alan üniversite öğrencilerinin kamusal alanda türban
takmaları serbest bırakılabilir ancak kamu hizmeti verenler için
türbanın serbest bırakılması kabul edilemez.
Yeni anayasayla 82
anayasasının yasaklarının, yasallaştırıldığını, bununda sakıncalı
olduğunu savunan kesimler var siz bu doğrultuda görüş beyan edenlere
katılıyor musunuz ?
1982 anayasası özgürlükler
açısından yeterli bir anayasa değildi devletçi bir anayasayla
yönetildik yıllarca, bu nedenle yasaklar oldukça fazlaydı. Yeni
anayasada orta yol bulunmalı baskıcı bir anaysa da olmamalı,
sınırsız özgürlükçü bir anayasada olaya bu çerçeveden bakılırsa
yasakların yasallaştırıldığı anlamı çıkarılmaz…
Anayasayla ilgili
söyleşimizi burada noktalayalım isterseniz ? Doyurucu bir anaysa
analizi oldu gerçektende.
Son olarak meslektaşınız
olan iki baro başkanında adının karıştığı bir polemik hakkında
sizinde görüşlerinizi almak istiyorum Sanatçı İsmail Türüt’ün “plan
yapmayın plan” isimli şarkınsa yapılan klipi izlediniz mi ?
Ben klipi izlemedim ama basında
çıkan haberleri takip ettim
Peki siz bir
hukukçu olarak bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz, suçu ve
suçluyu övdüğü iddia edilen bir şarkı, bu şarkıya çekilen bir klip.
Ceza yasamızda suçluyu ve suçluyu
övene karşı bir yaptırım söz konusudur, dolayısıyla bu klipin ve
şarkının içeriğinde suçluyu öven unsurların var olduğu tespit
edilirse gereken yapılacaktır buda yargının işidir.
Bu klipi öven, İsmail
Türüt’e destek veren meslektaşlarınız da oldu. Hatta İzmir Barosu
başkanı Nevzat Erdemir ve Erzurum Barosu başkanı Naci Turan’da
yaptıkları açıklamalarda Türüt’e destek verdiklerini belirttiler.
İzmir Barosu ve Erzurum Barosu
başkanlarının yaptıkları açıklamaları doğru bulmuyorum, kimin haklı
kimin haksız olduğuna yargı karar verecektir, bu klipi övüp
doğrudur demek bir hukukçu olarak bize yakışmaz. Suçluyu övmek suça
teşvik ettirebilir.
1 Ekimde yapılacak
referandum hakkında bize bilgi veririmsiniz ? Mevcut cumhurbaşkanı
bu seçimden nasıl etkilenir ?
TBMM’ce 31.05.2007 tarih 5678
sayılı yasa ile anayasa’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmış
bunlardan biride Cumhurbaşkanının halk oyu ile seçilmesine ilişkin
değişikliktir.21 Ekim 2007 tarihinde yapılacak referandum ile
Anayasada yapılacak bu değişikliklerin halk oyu ile kabul edilmesi
halinde yeni bir seçim sürecinin başlayacağı aşikardır.5678 sayılı
yasanın geçici 19. maddesi aynen şu şekildedir “11. Cumhurbaşkanı
seçiminin ilk tur oylaması bu kanunun resmi gazetede yayınını takip
eden 40. günden itibaren ilk Pazar,2. tur oylaması ise ilk tur
oylamayı takip eden ikinci Pazar yapılır” yani Ekimde yapılacak
referandum ile kabul edilmesi halinde yeni bir cumhurbaşkanlığı
seçimi sürecine girileceği ve yeni bir takvimin bu değişikliğe göre
başlayacağı anlaşılmakta olup mevcut seçilen Cumhurbaşkanının görev
süresi de yapılacak seçime kadardır.Tabi ki mevcut cumhurbaşkanı
Abdullah Gül’ün yeniden aday olmasına engel bir durum yoktur. |