|
Akademisyenler ve
Aralarında Baromuzun da yer aldığı 54 Baro "Hukuk
devletinin yaşama geçirildiği, hukuk güvencesinin sağlandığı bir
Türkiye için" kamuoyuna yönelik 50 maddelik bir duyuru yayınladılar.
Duyuru 54 baro başkanı ve 13 akademisyenin imzasını taşıyor.
Duyuruda açıklanan 50 madde şöyle:
1.Anayasamıza, Ceza Muhakemesi Kanunu'na, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'ne ve taraf olduğumuz diğer uluslararası antlaşmalara
göre herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
2.Unutulmamalıdır ki soruşturma ve kovuşturma, Anayasamızda ve
yasalarımızda yer alan kişiden kişiye değiştirilemeyecek, emredici
kurallara tabidir.
3.Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle güvence altına
alınan, kanunlarla somutlaşan ceza yargılaması kuralları keyfi
olarak uygulanır ise, Hukuk Devleti ortadan kalkar. Hukuk
Devleti'nin olmadığı yerde kişi hak ve hürriyetlerinden, yargı
bağımsızlığından, yargı güvencesinden, adil yargılanmadan, kişi
güvenliğinden söz edilemez.
4. Suçluluğu kesin hükümle sabit oluncaya değin herkes suçsuz kabul
edilmek zorundadır. Suçsuzluk karinesi, anayasamızın ve
yasalarımızın güvencesi altındadır.
5. Yasama, yürütme ve yargı organları, kişilerin suçsuzluk
karinesinden yararlanma hakkını korumakla yükümlüdür. Basın ve yayın
organları kesin hükümle mahkum olmamış kişileri toplum gözünde suçlu
ilan edecek yayınlar yapamaz.
6. Hiçbir kamu görevlisi, bireylerin adil yargılanma hakkını ihlal
edemez. Aksine davranan kamu görevlileri hukuki ve cezai açıdan
sorumlu olacaklarını bilmelidirler. Ancak bu yolla, adil yargılanma
hakkı hayata geçirilmiş olur.
7. Bireylerin savunma hakkı kısıtlandığı takdirde Hukuk Devleti
giderilmesi olanaksız biçimde zarar görür.
8. Avukatlar, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı
serbestçe temsil ederler. Avukatların, Yargı görevi yapanlar
kapsamında ifade edilmesi, avukatların bu gücünü kuvvetlendirmek
amacını taşır. O nedenle de yasadaki “yargı görevini yapanlar
deyiminden, hakimler, cumhuriyet savcısı ve avukatlar anlaşılır”.
İddia görevi ne kadar “yetki” ise, savunma görevi de o derece
“hak”tır Bu sebeple, avukatların görevlerini yapmaları engellenemez.
Avukatlara görevleri sırasında çıkarılan her zorluk, hukuk
devletinin önünde bir engeldir.
9. Avukatların soruşturma dosyasını inceleme hakkı keyfi bir biçimde
kısıtlanamaz. Gizlilik kararı verilen durumlarda, bu kararın
gerekçeli olması zorunludur. Tüm kararlar, sadece hukuki gerekçe
değil, esas olarak somut olayın özellikleri dikkate alınmak
suretiyle verilmelidir Terörle Mücadele Kanunu’nun uygulandığı
hallerde dahi avukatın, şüphelinin ifade tutanağını, bilirkişi
raporlarını ve şüphelinin hazır bulunmak hakkına sahip olduğu adli
işlemlere ilişkin tutanakları alma hakkı, gizlilik kararı ileri
sürülerek engellenemez.
10. Avukatların dosyayı inceleme yetkileri gizlilik kararlarıyla
kısıtlanırken, gizlilik kapsamındaki delillerin basın ve yayın
organlarında günlerce yayınlanması/yayımlanması vahim bir hukuk
ihlalidir. Bunu yapanlar hakkında gerekli adli işlemlerin
yapılmaması ve sorumluların cezasız bırakılması kabul edilemez.
11. Çağdaş ceza yargılamasında sanıktan delile gidilemez. Bu yanlış
uygulama 1992 reformu ile ortadan kaldırılmıştır. Bunun yeniden
yaratılmasını bir hukuk devletinde kabul etmek mümkün değildir. Önce
“olağan bir şüpheli” bulup, sonra onun aleyhine delil arayan
uygulama bir hukuk devletinde olamaz.
12. Cumhuriyet savcısı ve onun emrinde görev yapan kolluk, şüpheli
ve sanıkların lehindeki delilleri de toplamak ve savunma hakkını
korumakla yükümlüdür.
13. Gizli tanık beyanı, adil yargılanmayı etkileyecek şekilde
kullanılamaz. Gizli tanığın beyanına yalnızca yan delil olarak
başvurulabilir.
14. Kişilere, haklarındaki suçlamalar, ayrıntılı olarak, işlendiği
iddia olunan fiil, yani yaptıkları iddia edilen davranışlar, yer ve
zaman da içerecek şekilde bildirilmelidir. Suçlama, suçlanan kişiye,
mutlaka somut deliller gösterilerek açıklanmalıdır.
15. Suç örgütü kurucusu, üyesi, yöneticisi veya yardımcısı olduğu
iddia edilen kişilerin hangi davranışları nedeniyle örgütle
ilişkilendirildiği somut deliller gösterilerek ortaya konulmalıdır.
16. Demokratik bir hukuk devletinde herkesin düşündüğünü açıklama
özgürlüğü vardır. Kişilerin ifade özgürlüğü çerçevesinde yaptıkları
açıklamalar, yazdıkları yazılar, yönelttikleri siyasi veya bilimsel
eleştiriler, bir suç örgütünün kurucusu, üyesi ya da yöneticisi
olduklarının delili olarak ileri sürülemez.
17. Kişilerin yakalanarak gözaltına alınması sıkı kurallara
bağlanmıştır. Bu kurallar, keyfi bir şekilde göz ardı edilerek,
kişilerin özgürlükleri kısıtlanamaz.
18. Bir soruşturmada kişinin ifade vermesi gerektiğinde, onun davet
edilerek ifadesinin alınması esastır. Kişinin, ifade vermek için
yakalanması ve gözaltına alınması hukuka aykırıdır.
19. Yakalanan kişiye, hangi suç nedeniyle yakalandığı, üzerine atılı
suç fiili ayrıntılı olarak açıklanmak suretiyle anlatılmalıdır.
20. Gözaltına alınan kişiler, insan onurunu zedeleyen koşullara ve
davranışlara tabi tutulamaz, aç, susuz ve uykusuz bırakılamaz. Aksi
takdirde anayasal güvenceden söz edilemez.
21. Poliste veya jandarmada susma hakkını kullanan kişiler, derhal
Cumhuriyet Savcısı'nın huzuruna çıkarılmak zorundadır. Susma hakkını
kullanan bir kişinin gözaltı süresinin uzatılması eşyanın tabiatına
aykırıdır. Aksine bir davranış, keyfi muamele ve kişi hürriyetini
ihlal suçunu oluşturur.
22. Anayasal bir hak olan susma hakkı, şüpheli veya sanık aleyhine
yorumlanamaz.
23. Gözaltı süresini hukuka aykırı olarak uzatmak, kişileri baskı
altına almaya, onların direncini kırmaya ve onurlarını zedelemeye
yönelik bir kötü muameledir.
24. Kısa sürede bitirilebilecek işlemler üç veya dört güne
yayılarak, kişiye son gün, son saatte, uykusuz, yorgun ve aç bir
şekilde ifadesini almak kötü muameledir.
25. Kişilerin özel hayatları hukukun koruması altındadır. Arama,
özel hayatın gizliliğine müdahaledir. Bu nedenle sıkı şekil
şartlarına tabi kılınmıştır. Arama kararı verilmeden önce kanunda
yer alan bütün şartların gerçekleştiği titiz bir şekilde
değerlendirilmelidir.
26. Aramada temel kural, “yakalanacak kimsenin” ve/veya "elde
edilecek delilin” arama yapılacak yerde bulunduğu konusunda somut
verilere dayanan makul şüphenin var olmasıdır.
27. Arama kararında, aramayı gerektiren bütün somut gerekçelerin,
delilleriyle birlikte ortaya konulması hukuk devletinde kişilerin
özel hayatının korunmasının vazgeçilmez ilkesidir. Dolayısıyla ne
arandığı bilinmeksizin ve arama kararında açık ve somut olarak
belirtilmeksizin bir şey bulunabileceği varsayım ve umuduyla arama
yapılamaz. Bunun aksine davranışlar aramayı hukuka aykırı kılar. Bu
yolla elde edilmiş deliller de hukuka aykırı elde edilmiş olur ve
yargılamada kullanılamaz.
28. Evi, işyeri, üzeri, aracı aranan kişiye, hangi suç nedeniyle
arama işlemi yapıldığı, üzerine atılı suç fiili ayrıntılı olarak
açıklanmak suretiyle bildirilmelidir. Arama kararının bir sureti
kişiye mutlaka verilmek zorundadır. Gizlilik veya başka bir gerekçe
ileri sürülerek arama kararının kişiye verilmesi zorunluluğu
bertaraf edilemez.
29. Arama sonunda tutulan tutanağın bir sureti mutlaka kişiye
verilmelidir. Teknolojik gelişmeler karşısında, dijital verilerin
elde edilmesi, korunması ve bozulmalarının önlenmesi için kanunların
ön gördüğü koşullara mutlaka uyulmalıdır. Elde edilen dijital
verilerin kovuşturma aşamasında delil olabilmesi için, elde
edildikleri anda kanunun ön gördüğü usul ve şartlarda yedeklemesinin
yapılarak, bir örneğinin de mutlaka ilgililere verilmesine azami
özen gösterilmelidir. Bu kurallar aynı zamanda temel hak ve
hürriyetlerin korunması içindir.
30. Arama sırasında kişinin avukatının hazır bulunması hiçbir
şekilde engellenemez.
31. Aramanın yapıldığı her mekanda, her odada, arama anında
şüphelinin ve avukatının bulunma hakkı vardır. Bu hak kısıtlanacak
şekilde, aynı anda birkaç mekanda birden arama yapılamaz.
32. Polis ve jandarma, arama yapılan yeri bulduğu gibi bırakmak
zorundadır. Arama yapılan mekan talan edilmiş görüntüsü verecek
şekilde bırakılamaz.
33. Arama sonunda, yalnızca suçlama konusu fiille ilgili deliller
olabilecek eşyaya elkonulabilir. Sonradan değerlendirilmek üzere
arama sırasında rastlanan her eşyaya elkonulamaz. Aksine uygulama
keyfiliktir, suç teşkil eder.
34. Elkoyma işlemi, delillerin sonradan değiştirilmesini önleyecek
şekilde, bütün kurallara uyularak gerçekleştirilmelidir.
35. Tutuklama, çok sıkı şartlara bağlanmış bir koruma tedbiridir.
Tutuklama, ceza yaptırımı gibi uygulanamaz ve tutukluluk süreleri
uzatılarak infaza dönüştürülemez.
36. Tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarında mutlaka gerekçe
bulunmalıdır. “Dosya içeriği”, “suçun vasıf ve mahiyeti”, “kaçma
veya delilleri karartma şüphesinin varlığı”ndan ibaret soyut
cümleler tutuklama gerekçesi olamaz. Tutuklama kararında mutlaka,
şüpheli veya sanık hakkında kuvvetli suç şüphesini gösteren deliller
açıklanmalı, hangi davranışlarının kaçma şüphesini veya delilleri
karartacağı tehlikesini gösterdiği ortaya konulmalıdır.
37. Tutuklama, son çaredir. Yurt dışına çıkma yasağı, teminat
gösterme gibi adli kontrol tedbirleriyle amaca ulaşılabilecek
hallerde tutuklama kararı verilir ise, kişi hürriyeti hukuka aykırı
olarak ihlal edilmiş olur. Adli kontrol kurumunun hayata geçirilmesi
kaçınılmazdır.
38. Koruma tedbirleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi nezdinde mahkum edilmesine neden olacak şekilde
uygulanamaz. Ceza yargılamasının emredici kurallarını ihlal edenler,
Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarını ihlalden dolayı
mahkumiyetine sebep olacaklarını ve ödenecek tazminattan ötürü
kendilerine rücu edileceğini bilmelidir.
39. İddianamede, kişiye isnat edilen suçla ilgisi bulunmayan telefon
görüşmelerine, sair belgelere ve tanık anlatımlarına yer verilmesi
özel hayatın gizliliğini açıkça ihlal eder. Aksine davranışlar suç
oluşturur.
40. Telefon dinleme tedbiri kişilerin özel hayatına bir müdahale
olduğu için, kanundaki şartların tamamı oluşmadan uygulanmamalıdır.
Bu tedbirin son çare olduğu dikkatten kaçırılmamak gerekir.
41. Yargıtay kararlarınca da ortaya konulduğu üzere telefon dinleme
tutanakları maddi delillerle desteklenmediği sürece delil olarak
kabul edilemez.
42. Toplumda herkesin telefonlarının dinlendiği yönünde oluşan
kanaat, bu kanaati destekleyen uygulamalar ve kanıksama “hukuk
güvenliğini” ortadan kaldırmaktadır.
43. Yargı güvencesi ancak bağımsız yargıçlarla, güvenceli cumhuriyet
savcıları ve avukatlarla sağlanabilir. Bu sonucun yaratılmasını
önleyen hukuk kuralları kaldırılmalıdır.
44. Hukuk devletinde hakimler ve savcılar dahil hiç kimse hukuka
aykırı ve keyfi işlem ve kararları sebebiyle sorumsuz değildir ve
olamaz.
45. Temel hak ve özgürlüklerin temel güvencesi, usul kurallarıdır.
Usul kurallarına uyulmadan, uyuşmazlığın esası doğru çözülemez. Usul
kuralları, esasa feda edilemez ve hafife alınamaz.
46. Ceza soruşturmasını Cumhuriyet Savcısı yönetir. Kolluk
görevlileri soruşturmayı yönlendiremez, hakim ve mahkemelerden
doğrudan talepte bulunamaz. Hakim ve mahkemeler, hukuka aykırı
talepleri reddetmek zorundadırlar.
47. Bir soruşturma, toplumu sürekli tedirgin edecek, bireyleri
endişeye sürükleyecek yaygınlık, genişlik ve süreklilikte yapılamaz.
48. Ceza davaları her türlü anayasal ve yasal güvence sağlanarak, en
kısa sürede bitirilmelidir. Aylarca tutuklu kalınarak duruşma
beklemek, adil yargılanma hakkı ile bağdaşmaz.
49. Türkiye Cumhuriyetinde herkes, huzurlu, güvenli, geleceğinden
emin bir şekilde yaşama hakkına sahip olduğuna, temel haklarının
devletin koruması altında bulunduğuna inanmalıdır. Bireylere bu
güveni verecek olan, yürütme ve yargıdır. Kurallara uyulmadığı,
kişi hürriyeti ve güvenliği keyfi bir şekilde ihlal edildiği
takdirde, Hukuk Devletine duyulan güven kaybolur.
50. Ceza yargılaması kurallarına uyulmaması suçtur. Kurallara
uymayan kamu görevlileri hakkında ilgili makamların derhal harekete
geçerek adli ve idari soruşturma başlatması gereklidir. Hukuk
devleti başka türlü korunamaz. Yargıya güven başka türlü sağlanamaz. |